Hakkımda

2004'te Aksaray'da başlayan, Ağrı ve Şanlıurfa'dan geçen, 2017'den bu yana Adana'da süren kesintisiz bir öğretmenlik yolculuğu; ve bu yol boyunca sınıfa dair öğrendiklerim.

Nasıl başladı

Öğretmenliğe 2004 yılında, Aksaray'ın Sarıyahşi ilçesine bağlı Bekdik İlkokulu'nda başladım. İlk görev yeri, bir öğretmenin mesleğe dair fikirlerinin sınandığı yerdir: üniversitede öğrendiğin her şey orada gerçek çocuklarla, gerçek koşullarla buluşur. Benim için de öyle oldu.

O iki yılda öğrendiğim en kalıcı şey şuydu: çocuklar öğretmene ne kadar güvenirse o kadar risk alıyor. Yanlış yapmaktan korkmayan çocuk daha çok deniyor, daha çok deneyen daha hızlı öğreniyor. Bugün sınıfımda kurmaya çalıştığım güven ortamının temeli o ilk yıllardan kalma.

Askerliğimi de sınıfın içinde yaptım

2006–2007 arasında askerliğimi asker öğretmen olarak, Ağrı'nın Taşlıçay ilçesindeki Esen İlköğretim Okulu'nda yaptım. Yani mesleğimden bir yıl bile kopmadım; çoğu meslektaşımın ara verdiği dönemde ben de sınıftaydım.

Bunun bana kattığı şey, mesleğin ilk üç yılını birbirinden çok farklı iki bölgede geçirmiş olmak. Aksaray'ın koşullarıyla Ağrı'nın koşulları aynı değil; çocukların evden getirdiği birikim, ailelerin okuldan beklentisi, hatta kışın okula ulaşma biçimi bile farklı. Genç bir öğretmen için bu, tek bir yerde kalarak öğrenilemeyecek bir derstir.

Genç Koray Çokol ve bir meslektaşı, bir okulun giriş merdiveninde takım elbiseyle
Mesleğin ilk yılları — bir okulun kapısında, meslektaşımla.
Yolun Devamı

Aksaray, Siverek ve üç yıllık bir ara: müdürlük

Askerlik dönüşü yeniden Aksaray'a, Sarıyahşi'deki Fatih İlköğretim Okulu'na döndüm ve 2007–2011 arasında burada çalıştım. 2011'de Şanlıurfa'nın Siverek ilçesine geçtim; önce Cumhuriyet İlkokulu'nda, ardından kısa bir süre Atatürk İlkokulu'nda görev yaptım.

2014–2017 arasında Ekinci İlkokulu'nda okul müdürü olarak çalıştım. Yöneticilik, bir öğretmene okulu bambaşka bir yerden gösteriyor: bir sınıfın işleyişinin yalnızca o sınıfa değil, bütçeye, personele, binaya, velinin okula duyduğu güvene bağlı olduğunu orada görüyorsun. Öğretmenken "neden böyle" diye sorduğun pek çok şeyin cevabı, müdürlük masasında karşına çıkıyor.

Üç yılın sonunda yeniden sınıfın başına dönmeyi seçtim. Müdürlükten pişman olduğum için değil; bu işte beni asıl tutan şeyin bir çocuğun gözündeki "anladım" ifadesi olduğunu görmüş olduğum için. Yöneticilik deneyimi bugün de işime yarıyor — okulu bir bütün olarak okuyabiliyor, velilerin ve idarenin diliyle daha rahat konuşabiliyorum.

Adana yılları

2017'den bu yana Adana'da, Emine Nabi Menemencioğlu İlkokulu'nda görev yapıyorum ve bu yıl 2. sınıf okutuyorum. İkinci sınıf, benim en sevdiğim kademelerden biri: birinci sınıfın okuma yazma telaşı geride kalmıştır, çocuk artık okuduğunu anlamaya, fikir yürütmeye, kendi cümlesini kurmaya başlar.

Kalabalık bir şehirde öğretmenlik yapmanın kendine has zorlukları var. Sınıf mevcutları yüksek, aile yapıları çeşitli, çocukların evde karşılaştığı koşullar birbirinden çok farklı. Bu yüzden sınıfımda "herkese aynı" değil, "herkese yeteri kadar" ilkesini gözetmeye çalışıyorum.

Dört ilde, köy okulundan şehir okuluna kadar çok farklı yerlerde çalıştım. Bu yolculuğun bana öğrettiği şey, iyi öğretmenliğin imkânlarla değil dikkatle ilgili olduğu: hangi okulda olursanız olun, önünüzdeki çocuğu gerçekten görmeye çalıştığınız sürece yapabileceğiniz bir şey mutlaka var.

Zaman Çizelgesi

2004'ten bugüne görev yerlerim

Yirmi iki yıl, yedi okul, dört il — ve hiç ara vermeden süren bir sınıf öğretmenliği.

  1. 2004 – 2006 Bekdik İlkokulu Aksaray / Sarıyahşi İlk görev yeri
  2. 2006 – 2007 Esen İlköğretim Okulu Ağrı / Taşlıçay Asker Öğretmen
  3. 2007 – 2011 Fatih İlköğretim Okulu Aksaray / Sarıyahşi
  4. 2011 – 2014 Cumhuriyet İlkokulu Şanlıurfa / Siverek
  5. 2014 Atatürk İlkokulu Şanlıurfa / Siverek Kısa süreli görev
  6. 2014 – 2017 Ekinci İlkokulu Okul yönetimi Okul Müdürü
  7. 2017 – bugün Emine Nabi Menemencioğlu İlkokulu Adana Şu an buradayım · 2. sınıf
Eğitim Felsefem

Çocuğu merkeze almak, çocuğa bırakmak demek değil

"Çocuk merkezli eğitim" çok söylenen bir söz; ama pratikte çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Çocuğu merkeze almak, sınıfın yönünü ona bırakmak değildir. Rotayı öğretmen çizer; çocuğun nerede durduğunu, neye takıldığını, neyle heveslendiğini bilerek çizer. Fark budur.

Bir çocuğa bir şeyi öğretmenin en kestirme yolu, onu neden merak etmesi gerektiğini önce kendisinin fark etmesini sağlamaktır. Merak uyanmadan verilen bilgi, sınavdan sonra buharlaşır.

Öğrenmenin kalıcılığı

Bir konuyu anlatmak bir ders sürer; o konunun kalıcı olması aylar alır. Bu yüzden yıl planımı düz bir çizgi gibi değil, geri dönüşleri olan bir sarmal gibi kurarım. Ekimde öğrendiğimiz bir kazanıma aralıkta bir oyunun içinde, martta bir hikâyenin ortasında yeniden rastlarız. Çocuk o an "bunu biliyorum" der; asıl öğrenme o cümlede olur.

Değerlendirme, not vermek değildir

Bir çocuğun defterine kırmızı kalemle atılan puan, onun ne öğrendiğini değil, o gün ne yapabildiğini gösterir. Ben daha çok gözlem defteri tutarım: kim hangi soruda tıkanıyor, kim arkadaşına anlatırken netleşiyor, kim yazarken zorlanıp konuşurken açılıyor. Yıl sonunda elimde bir puan listesi değil, yirmi küsur çocuğun gelişim çizgisi olur.

Öğretmen–veli iş birliği

Okulun ve evin birbirine ters mesaj verdiği durumlarda kaybeden hep çocuk oluyor. Bu yüzden veliyle ilişkimi bilgilendirme üzerine değil, ortaklık üzerine kurmaya çalışıyorum. Bir çocuğun evdeki uyku düzenini, sabah kahvaltısını, kardeş ilişkisini bilmeden onun sınıftaki halini doğru okuyamam. Aynı şekilde veli de çocuğunun sınıftaki halini bilmeden evde doğru desteği veremez.

Okuma sevgisi

Okumayı sevmeyen bir çocuğa okumayı sevdirmenin tek yolu, ona doğru kitabı denk getirmektir. Herkese aynı kitabı verip "okuyun" demek, çoğu zaman kitaptan soğutur. Sınıf kitaplığımızı bu yüzden çeşitli tutarım: masal da olsun, bilgi kitabı da, çizgi roman da. Hangi çocuğun hangi kapıdan gireceğini önceden bilemezsiniz.

Sınıf içi yaklaşımım

Sınıfımda ses tonumu yükseltmem. Bunu bir erdem olarak değil, işe yaramadığı için söylüyorum: bağırarak sağlanan sessizlik yalnızca o dakika sürer. Bunun yerine sınıfla birlikte kurduğumuz, herkesin gerekçesini bildiği birkaç net kural işimi görüyor. Kuralı çocuk kendisi koyduğunda, uygulanmasını da kendisi takip ediyor.

Bir de şuna dikkat ederim: hiçbir çocuğu sınıfın önünde küçük düşürmem. Bir davranışı düzeltmek için o çocuğun arkadaşlarının gözündeki yerini harcamaya değmez. Konuşulacaksa teneffüste, yalnızken konuşulur.

Sınıfımızı da tanımak ister misiniz?

Bu yılki 2. sınıfımızın kuralları, günlük düzeni ve etkinlikleri ayrı bir sayfada.